11 Aralık 2011 Pazar

Animatörlerin Tercihi: En İyi 150 Animasyon

Biz onların yarattıkları eserleri büyük bir hayranlıkla izliyoruz. Peki, acaba onlar hangi filmlerden esinleniyor? Hayatlarını animasyona adamış sanatçılar, hangi eserleri bu sanatın mihenk taşları olarak görüyor?

2003 yılında Tokyo'da düzenlenen Laputa Animasyon Festivali'nde, 140 animasyon sanatçısı ve film eleştirmenine, en sevdikleri 20 animasyon filmi veya dizisi soruldu. Bu seçimler daha sonra ağırlıklı puanlara göre birleştirilerek, 150 filmlik bir liste oluşturuldu.

Önümüzdeki haftalar, belki aylar boyunca, bu animasyonların çok büyük bir kısmını bu sayfalardan izleme fırsatı bulacaksınız. Filmler ve yönetmenleri hakkındaki bilgiler de mümkün olduğunca paylaşılacak. Animasyonların tamamına ve filmleri izlemek için gereken bağlantılara ulaşmak için Animatörlerin Tercihi: En İyi 150 Animasyon sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Animasyona gönül verenlere keyifli yolculuklar!

12 Ekim 2011 Çarşamba

Yuval ve Merav Nathan

Yuval ve Merav Nathan, Grammy ödülü adaylıkları olan üç çocuklu bir çift. İkili, aralarında Grammy müzik videosu adaylığı olan "Her Morning Elegance" ve 2011 Annecy Uluslararası Film Festivali'nde gösterilen "Lose This Child" başta olmak üzere, pek çok güzel animasyona imza atmış. 

"2006 yılında işlerimizden ayrılıp, güçlerimizi birleştirip, yeni bir şeyler yaratmaya karar verdik. Öteden beri hayalimiz olan stop-motion tekniğini uygulamak istiyorduk. Aynı dönemlerde, geleneksel stop-motion animasyona yenilikçi bir bakış açısı getiren PES'i keşfettik. İlk deneyim olarak, Eatliz grubunun Attractive isimli parçası için bir video klip hazırladık. İkimiz de kendi alanlarımızdaki güçlerimizi ve deneyimlerimizi ortaya koyduk. Gerçek objelerle stop-motion üzerine fazla bir deneyimimiz yoktu ve sonuçta bu klibin büyük bir kısmını bilgisayar destekli halletmiş olduk ama bizim için ufukta yeni bir pencere açılmış oldu."


Yuval ve Merav Nathan, kumsalda 52 günlük yoğun bir çalışmanın ürünü olan müzik animasyonu "Lose This Child" için şunları söylüyor:

"Stop-motion dünyasında gözleriniz sürekli işe yarar malzeme arar. Yazda vaktimizin önemli bir kısmını sahilde geçirdiğimiz için, kumla animasyon yapma fikri doğallığında baş gösterdi. Uzun zamandır denizden çıkan kumdan yapılmış bir kaplumbağa fikrimiz vardı ve bu proje için biçilmiş kaftan bir malzemeydi. Gezegenimizdeki hayatın kaynağı olan deniz, hepimiz yok olduktan sonra da burada olacaktır."





7 Ekim 2011 Cuma

Sinna Mann / Angry Man / Öfkeli Adam (2009)

"Öfkeli adam", Gro Dahle ve Svein Nyhus'un kitabından uyarlanan bir ev içi şiddet öyküsü.

Uzun zamandır sadece eğlendirmeyen, işe yarar bir animasyon yapmak isteyen yönetmen Anita Killi, daha önce başka bir kitabı vesilesiyle tanıştığı yazar Gro Dahle'nin kendisini "Sinna Mann" isimli eseriyle tanıştırmasıyla aradığı öyküyü bulduğuna karar verir. Daha kitap yayınlanmadığı için filmdeki karakterler daha ziyade Dahle ve çizer eşi Svein Nyhus'un "World Without Corners" kitabından esinlenerek yaratılır.

Filmin prodüksiyonu için tam bir yıl kapı kapı kaynak arayan yönetmen, Norveç Film Enstitüsü'nden aldığı destekle sonunda işe koyulur ve tam 27 ay süren zorlu bir yapım sürecinden sonra filme hayat verir. Cut-out tarzındaki animasyonuyla katıldığı festivallerde çok büyük ilgiyle karşılanıp ödüllere boğulan film, 2011 Oscar'ı için de adı geçen filmler arasında yer alır.

1968'de Stavanger'de doğan animatör/yönetmen Anita Killi, Oslo'daki State Art okulundan sonra Volda üniversitesinde animasyon lisansı yaptı ve 1996 yılında mezun oldu. Trollfilm AS isimli kendi stüdyosunu kuran Killi, çeşitli kısa film, reklam ve canlandırmalı belgesellere imzasını koydu.

Filmin öyküsü, yapım aşamaları, ödülleri ve prodüksiyon ekibi ile ilgili son derece detaylı bilgilere, stüdyonun web sayfalarından ulaşabilirsiniz.

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Franz Kafka ve Kısa Animasyon Filmleri

Franz Kafka (3 Temmuz 1883’de Prag’da doğdu; 3 Haziran 1924’de Kierling’de öldü) Yahudi bir tüccar aileden gelen, Almancaya da hâkim olan bir yazardı. Kafka’nın en önemli eserlerini, üç romanının (Dava, Şato ve Kayıp) yanı sıra; ortaya koyduğu birçok hikâyeleri oluşturuyor.

Kafka’nın eserlerinin büyük bölümü ancak Kafka’nın ölümünden sonra meslektaşı ve yakın arkadaşı Max Brod tarafından yayımlandı ve bu eserler 20. yüzyılda dünya edebiyatında kalıcı bir etki bıraktı.

1933 - 1945 yılları arasında Kafka da tıpkı diğer bütün saygın Yahudi yazarlar gibi yasaklanan yazarlar arasındaydı. Hatta Kafka, Nazi döneminde yasaklanan yazarların başında geliyordu. Eserleri yakılacak kitapların arasındaydı.

(Alıntı: Vikipedi. Devamı için: Vikipedi'de Franz Kafka)

Caroline Leaf - The Metamorphosis of Mr. Samsa (1977) 
Gregor samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendisini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu. Zırh gibi sertleşmiş sırtının üstünde yatmaktaydı ve başını biraz kaldırdığında bir kubbe gibi şişmiş, kahverengi, sertleşen kısımların oluşturduğu yay biçimi çizgilerle parsellere ayrılmış karnını görüyordu; karnının tepesindeki yorgan neredeyse tümüyle yere düşmek üzereydi ve tutunabileceği hiçbir nokta kalmamış gibiydi. Gövdesinin çapıyla karşılaştırıldığında acınası incelikteki çok sayıda bacak, gözlerinin önünde çaresizlik içerisinde, parıltılar saçarak sallanıp durmaktaydı. (Die Verwandlung - Dönüşüm)

Özlem Akın - Gemeinschaft (2008)
Biz beş arkadaşız; bir gün peş peşe evin birinden dışarı çıktık; ilk çıkan kapının yanında durdu, ardından ikinci çıktı, daha doğrusu bir civa topağı gibi kaydı ve ikincinin yanında yerini aldı, sonra üçüncü, dördüncü ve beşinci çıktı. Sonunda hepimiz bir hizada durduk. İnsanlar bizi fark etmeye başladılar; bizi gösterip "Şu beşi o evden çıktılar," dediler. O zamandan beri birlikte yaşıyoruz; eğer bir altıncı sürekli aramıza katılmaya çalışıyor olmasaydı huzur içinde yaşayacaktık. Bize bir kötülük etmiyor, ama sinirimizi bozuyor ve bu da yeterince kötü; neden istenmediği yere girmeye çalışıyor? Onu tanımıyoruz ve aramıza katılmasını istemiyoruz. Bir zamanlar, elbette, biz beşimiz de birbirimizi tanımıyorduk, hâlâ da birbirimizi tanıdığımız söylenemez, ama beşimiz için caiz ve hoşgörülebilir olan o altıncı için caiz ve hoşgörülebilir değil. Her hâlükârda, biz beş kişiyiz ve altı kişi olmak istemiyoruz. Ve zaten sürekli birlikte olmanın anlamı nedir ki? Bunun beşimiz için de bir anlamı yok, ama işte biz bir aradayız ve bir arada kalacağız; öte yandan, tecrübelerimize dayanarak, yeni bir kaynaşma istemiyoruz. Ama bunu altıncıya nasıl açıklayacaksın? Uzun açıklamalar onu neredeyse aramıza almamızla sonuçlanacaktı, o yüzden açıklama yapmamayı ve onu aramıza almamayı tercih ediyoruz. Suratını nasıl asarsa assın onu dirseklerimizle itiyoruz, ama ne kadar itersek itelim geri geliyor. (Gemeinschaft)


Tom Gibbons - The Hunger Artist (2002)
Zamanında sanatına bütün halkın büyük ilgi gösterdiği bir açlık sanatçısı yaşamaktadır. Kafesinde ona olan ilgi günden güne artmaktadır, çünkü aç kaldığı gün sayısı uzadıkça halkın ona olan ilgisi ve merakı da artmaktadır. Fakat onun için aç kalmak “Dünyanın en kolay işidir”. Fakat insanların ona inanmamaları ona acı vermektedir, insanlar açlık sanatçısının kimse görmeden yemek yediğini düşünmektedirler. Aradan geçen on dört günün ardından bu duruma son vermesini gerektiğini düşünürler ve kafesi açıp ona yemek verirler. Açlık sanatçısı kendisini tamamen yanlış anlaşılmış hisseder ve daha uzun bir süre daha aç kalabileceğini bilir. Bu durumdan hiç de memnun değildir. Fakat devran dönmüştür artık, açlık sanatçısı eskisi gibi ilgi görmemektedir. Kendini tıpkı diğerleri gibi her tarafı samanlarla dolu bir sirkin kafesinde, etrafında hayvanlarla bulur. Burada da açlığa devam etmektedir, izleyiciler ise hiç mi hiç ilgi göstermemektedir artık. Günün birinde sirkin çalışanları onu samanların altında neredeyse açlıktan eriyip bitmiş halde bulurlar. Ölmek üzereyken artık son sözleri şöyledir: “Başka türlü olamazdı, sizin yedikleriniz benim hiç hoşuma gitmiyordu, eğer hoşuma gitseydi, tıpkı sizler gibi tıka basa karnımı doyururdum”. Öldükten sonra samanlarla birlikte gömülmüştür. Daha önce açlık sanatçısının bulunduğu kafese genç bir panter konmuştur, onun yerini artık bu genç panter almıştır. Eskiden açlık sanatçısına gösterilen ilgi artık panterin üzerindedir. (Ein Hungerkünstler - Açlık Sanatçısı)


Piotr Dumala - Franz Kafka (1992)
Gregor, koltukla birlikte ağır ağır kapıya doğru sürüklendi, oraya varınca koltuğu bıraktı, kendini kapıya doğru attı, tutunarak dik durdu – minik ayaklarının tabanlarında biraz yapışkan madde vardı; bulunduğu yerde, harcadığı onca çabanın ardından biraz dinlendi. Ama sonra hemen kilitteki anahtarı ağzıyla çevirmeye koyuldu. Ancak görünüşe bakılırsa ağzı, ne yazık ki normal dişlerden yoksundu -, dişleri olmayınca da anahtarı neyle tutacaktı? – buna karşılık çeneleri, doğal olarak çok güçlüydü; onların yardımıyla anahtarı gerçekten de harekete geçirdi ve bu arada, her ne kadar aldırmadıysa da, kendine zarar verdiği kesindi, çünkü ağzından gelen kahverengi bir sıvı, anahtarın üstünden akıp yere damlamaya başlamıştı. “Dinleyin,” dedi yandaki odada bulunan Müdür Bey, “anahtarı çeviriyor.” Bunu duymak, Gregor’u çok yüreklendirdi; ama aslında ona herkesin seslenmesi gerekirdi, annesiyle babası da: ‘Haydi, Gregor!’ diye bağırmalıydılar, ‘sakın bırakma, hep kilide doğru bastır!’ Ve Gregor, çabalarını herkesin büyük bir coşkuyla izlediğini düşünerek, kendinden geçmişçesine var gücüyle anahtarı ısırmaktaydı. Anahtarın dönüşü ilerledikçe, o da kilidin çevresinde dans eder gibi hareketler yapıyordu; şimdi artık kendini yalnızca ağzıyla dik tutuyordu ve duruma göre ya anahtara asılıyor, ya da gövdesinin tüm ağırlığıyla üstüne abanıyordu. Sonunda açılabilen kilidin çıkardığı ses, Gregor’u tam anlamıyla kendine getirdi. Derin bir soluk alarak; ‘Çilingirsiz yaptım bu işi,’ diye söylendi ve kapıyı tamamen açmak için başını tokmağa dayadı. (Die Verwandlung - Dönüşüm)

Koji Yamamura - Franz Kafka's A Country Doctor (2007)
Yaşlı köy hekimi o gece ağır bir hastayı iyileştirmesi için çağırılır. Doktor kendi atlarının soğuktan öldüğünü görür ve hizmetçisi Rosa’dan ödünç bir at bulmasını ister. Rosa bir süre sonra eve döner, fakat ödünç at bulamamıştır; doktor da bu sırada boş sandığı domuz ahırına girer, umulmadık bir şekilde ahırda sağlam iki at ve tanımadığı bir adamla karşılaşır, adam Rosa’yı görür görmez Rosa’nın üstüne atlar. Adam atları koşar, doktor acilen hastasının yanına gitmek zorundadır; fakat bir taraftan da aklı Rosa’da kalır, adamın niyetinin kötü olduğu çok açıktır. Doktor arabaya atlar ve yola koyulmak üzeredir. Bu sırada Rosa’nın adamdan kurtulmak için hemen eve kaçıp kapıyı kilitlediğini duyar. Kısa sürede doktor, hastanın evine ulaşır; hastanın annesi, babası ve kardeşi doktora aşırı derece ilgi göstermektedir. Şüphesiz ondan hastayı iyileştirmesini istemektedirler; fakat doktor, hastanın durumunu görünce ona yardım edemeyeceğini anlar. Hastanın derin yaraları vardır, durumu umutsuzdur. Bütün bu olayların içinde doktor bir taraftan da Rosa’nın durumunu merak etmektedir. Rosa’yı o adamla yalnız bırakıp, hastaya yardım etmek için gelmekle doğru yapıp yapmadığının iç muhasebesini yapmaktadır. (Ein Landarzt - Bir Köy Hekimi)

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Lullabies of the World (2006) - Dünya Ninnileri

Lullabies of the World (Dünya Ninnileri), çeşitli halkların ninnilerinin animasyon haline getirildiği bir proje. Animasyonlar, her bir ninnide anlatılan öykünün temasına göre hazırlanmış. Ninniler, ait oldukları dilde seslendirilmiş. Hem ninni yorumu, hem de animasyon olarak oldukça etkileyici olan Türk ninnisini Türk-Gürcü sanatçı Mircan Kaya seslendirmiş.

Projede, animasyonların yönetmenliğini, cut-out animasyon tarzında ustalaşmış Rus animatör Elizaveta Skvorcova üstlenmiş. Şu ana kadar 20 ninni tamamlanmış, yeni ninniler üzerinde çalışmalar da devam etmekte. Yeni çalışmalarla ilgili bazı tasarımları buradan görebilirsiniz. Tüm dünyada büyük övgüler alan ve ilgi gören proje, çeşitli film festivallerinde birçok kez ödüle layık görülmüş.

Projedeki başlıca katkı sahipleri
Yönetmen: Elizaveta Skvorcova
Fikir ve Yapım: Arsen Gottlieb
Senaryo: Elizaveta Skvorcova, Anna Samojlovich, Vera Plaksina, Georgij Gitis


Ninnilerin üzerini tıklayarak Facebook içinde izleyebilirsiniz. Blog içerisinde sözü geçen tüm filmleri ve daha fazlasını izlemek için, henüz üye olmadıysanız Kısa Film Facebook sayfasına üye olun.

Rus ninnisi
Eskimo ninnisi
Yunan ninnisi
Türk ninnisi
Hint ninnisi
Afrika ninnisi
Fransız ninnisi
Gürcü ninnisi
İspanyol ninnisi
İsveç ninnisi
Bulgar ninnisi
Ermeni ninnisi
Yahudi ninnisi
Japon ninnisi
Macar ninnisi
Moldovya ninnisi
Ukrayna ninnisi
Alman ninnisi
Azeri ninnisi

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Katedra (2002)

Bir gezgin, gotik bir katedralin yıkıntılarını ziyaret etmektedir. Katedralin içinde tuhaf heykeller vardır. Gezgin, katedralin ucuna doğru ilerlerken heykeller onu izler. En uca vardığında, güneş doğar, bir uçurumun kenarında durur gezgin.

1976 doğumlu Polonyali animatör Tomasz Bagiński, 2002 tarihli bu ikinci kısa film çalışmasında, yine Polonyalı olan yazar Jacek Dukaj'ın kısa öyküsü The Cathedral üzerine kurmuş senaryosunu. Kendi kendini eğiten bir animatör olan Baginski, sinema ile uğraşmak için mimarlık eğitimini yarıda bırakmış ve Katedra'yı tam üç yılda tamamlamış.

Filmin prodüksiyonu Platige Images tarafından yapılmış. Lokomotifi Tomasz Baginski'nin kısa animasyonları olan, 1998 yılında Varşova, Polonya'da kurulan bu postprodüksiyon stüdyosu, yetenekli Polonyalı animatörlere yeni ufuklar açıyor. Aralarında dünyaca ünlü yönetmen Lars von Trier'in birkaç filmi de olan çeşitli uzun metrajlı filmlere özel efekt olarak katkıda bulunulmuş.

Filmde sergilenen sıradışı görselliğin maddi düzeyde katkısı bir en iyi kısa animasyon Oscar ödülü  adaylığı oldu. Yönetmenin bir sonraki filmi Sztuka Spadania (Fallen Art) ise BAFTA ödülüne layık görüldü ve kısa film severler arasında çok büyük bir ilgi gördü. Yönetmenin (şimdilik) son filmi ise 2009 tarihli The Kinematograph. Tomasz Baginski şu sıralar ilk uzun metrajlı filmi Hardkor 44 üzerinde çalışıyor.



18 Temmuz 2011 Pazartesi

More (1998)

Karanlık, renksiz bir dünyada, bir işçi, mutluluk vaadeden cihazlar üreten bir fabrikada montaj yapmaktadır. Boş zamanlarında daha iyi bir cihaz yaratmak için sürekli çalışmaktadır. Sonunda amacına ulaşmasına ulaşır, ama ne yazık ki bu başarının bir bedeli olacaktır.

Mark Osborne'nun yazıp yönettiği altı dakikalık stop-motion kısa animasyon film olan More, IMAX formatında çekilen ilk kısa film olma özelliğini taşıyor.

Dokuz ay süren zahmetli bir yapım süreci sonucunda hayat bulan film, Oscar adaylığını da içeren büyük bir ilgi ve övgüyle karşılanır. Sınırlı sayıda izleyiciye ulaştıktan sonra üzerindeki ilgi sönen filmin yönetmeni Osborne, filminin sömürüleceği ve izinsiz dağıtılacağından endişelenmesine rağmen, filmi iFilm sitesine yüklemeye karar verir.

Film yüklenir yüklenmez sitedeki en popüler film haline gelir ve bir yıl boyunca bu özelliğini sürdürür. Kısa animasyon severler arasında çok büyük bir ilgi gören More, popüler sinema sitesi IMDB'nin en iyi kısa filmler listesinde de çok uzun bir süre en üstte olmayı da başarır.

Filmin başarısında hiç de azımsanamayacak bir katkı da, kullanılan müzikler. New Order grubunun 1985 tarihli Low-life isimli albümünde yayımlanan Elegia isimli parça, filmin karanlık atmosferiyle şaşırtıcı bir uyum içinde özdeşleşir.